Need For Sped: Undercover

Need for Speed Undercover
OYUN TÜRÜ
: Yarış
YAPIMCI
: EA Blackbox
DAĞITICI
: EA
EDİTÖR

OYUNCU SAYISI
: Min: 1 Max: 8
ONLİNE DESTEĞİ
: VAR
RESMİ SİTESİ
ÇIKIŞ TARİHİ
: 21 Kasım 2008
: 21 Kasım 2008
: 21 Kasım 2008
: 21 Kasım 2008
: 21 Kasım 2008
: 21 Kasım 2008
: 21 Kasım 2008
: 21 Kasım 2008
      Need For Sped: Undercover
     
     Mutlaka vardır çevrenizde; sürekli adrenalin salgılayan, içi kıpır kıpır insanlar. Kontrolü ele aldıklarında bırakın son model arabaları 58 model chevrolet’i bile bir canavara çevirirler. İşte o chevrolet bir canavara dönüştüğünde yan koltukta gözleri kapalı bir şekilde, arabaya sımsıkı yapışan sizseniz vay halinize! Değil mi ama? Hepimizin içinde az-buçuk vardır hız tutkusu. Aynı zamanda ona engel olan korkularımız. İşte sırf bu yüzden hep içimizde kalmıştır 150’nin üstüne çıkmak. Belki yerini tutmayacak ama sanal ortamda bunu yapmak mümkün. Tabi ya Need For Speed diye bir şey var. En azından tehlikeli değil. Ya da öyleydi. Zira şu sıralar Need For Speed oynamak fena halde tehlikeli. Akıllara zarar valla. Ruh halinizi bir düşünün. Hadi şimdi giden atlayın bir BMW’ye ve adam gibi ölün. En azından acı çekerek kafayı üşütmekten iyidir. Şakası bir yana EA’nin başarısız simülasyon denemesi Pro Street, Need For Speed markasına bir çamur gibi yapıştı. Marka diyorum çünkü hala bu ismi duyduğunuzda ne kadar heyecanlandığınızı tahmin edebiliyorum. Öte yandan itiraf etmeliyim bende aynı duydular içerisindeydim. Bu yüzden serinin durumunu biraz dramatikleştirirken bir art niyetimin olduğunu sanmayın. Ne diyorduk? Ha! Pro Street’ten kısa süre sonra duyurulan Undercover işte bizleri böyle heyecanlandırmıştı. İlk gelen görüntüler ve videolarla oldukça etkilenmiştik, hatta Most Wanted’a benzediği yönüyle serinin geleceği hakkında birçok tahminde bulunmuştuk ki, her sene başımıza gelen olay yine es geçmedi. Tahminler her zamanki gibi olumluyken, oyun sonrası düşünceler yine aynı.
     

     
      Kızları için oynadığımız tek oyun
     
     Need For Speed serilerinde genellikle sokak yarışçısı ya da profesyonel pist sürücüsü olarak hayat bulduk ve bu senaryo boyunca polislerle birçok kez mücadelelere girdik. Yeni oyunda ise, roller tam tersine dönüyor ve polis olarak göreve başlıyoruz. Görevler boyunca sokak mafyalarının yaptıkları kirli işleri ortaya çıkarıyoruz. Ve tabi görevleri gerçekleştirirken birbirinden güzel bayanları görme fırsatı yakalıyoruz. Bu bayanların en başında filmlerden hatırladığımız ünlü manken Maggie Q geliyor. Böylece oyunu katlanmak için önümüzde güzel bir sebep beliriyor. Ancak maalesef bu güzel bayanımızda konuya doğru düzgün yedirilememiş. Çünkü senaryo haddinden fazla anlaşılmaz ve karmaşık bir yapıda. Senaryoda bir sürü açık olduğu gibi birbiriyle alakasız bir sürü durum söz konusu.
     
     Oyunu açtığımızda her Need For Speed oyununda olduğu gibi videolar karşımıza çıkıyor. Görevlere genellikle Most Wanted:’da olduğu gibi videoların bittiği yerden başlıyoruz. Oyuna başlar başlamaz ilk gözümüze çarpan oyunun 2000’li yıllardan kalma grafik motoru oluyor. Oyundaki modellemeler ve kaplamalar fena halde kötü. Harita eski Need For Speed oyunlarına göre birkaç kat büyükken, bu kadar ruhsuz bir şehir ve bayıcı tasarımlar görmek, haritanın büyüklüğünü neredeyse yok etmiş. En başta oyundaki renkler gerçekten feci halde sıkıcı cinsten. Sürekli aynı tip ve koyu renkler kullanılmış. Sokak ve bina duvarlarından tutunda yol ve gök modellemesine kadar sürekli mor, siyah ve kahverengi renklerin kullanılması birbirini sürekli tekrar eden bölgelere dönüşmüş. İşte bu yüzden harita ne kadar büyük olursa olsun, çevredeki farklılıklar sanki birkaç ağaç ve bina sayısının eksikliğiymiş gibi geliyor insana. Aynı zamanda çevredeki evlerin kaplamalarında bırakın pürüzlü bir tasarımın olmasını, sürekli aynı tip evler görüyorsunuz. Hele bir ağaç ve çalı tasarımları var çok açık söylüyorum paint’te çizilmiş hissi uyandırıyor. 2 boyutlu olmaları bir kenara kağıt karton gibi duruyorlar. Oysa bu kadar boş tasarım içinde ağaçların yapraklarına rüzgarla birlikte oynama efektti filan verilse en azından şehirde bir canlılık görülebilirdi. Şehrin ruhsuz olduğunu söylemiştim, evet bunu perçinleyen ikinci bir somut delilse, çevrede hiçbir insanın olmayışı. Ne çevrede kaldırımda yürüyen ne de yarışları bir kenarda talip eden insanlar var. Hangi çağda yaşıyoruz anlamıyorum, çevrede insanın olmadığı koca bir şehir ne işe yarar ki? Bu artık oyunlarda klasik haline gelmesi gereken, küçük bir çocuğun bile göz ardı edemeyeceği bir özellikken, sabıkalı oyun stüdyosu Black Box bunu nasıl göz ardı ediyor anlamak gerçekten güç. Bunların yanı sıra oyunun tamamı gündüz saatlerde geçiyor. Pro Street’i seriden baya farklı olduğu için görmezden gelirsek, Need For Speed oyunlarında gece-gündüz-gece şeklinde belirli bir oyun düzeni var. Undercover’da da halka aynı şekilde devam ediyor. Oyun gündüz saat aralıklarında geçtiği için gölgelendirme ve ışık çarpması gibi özellikleri rahatlıkla görebiliyoruz. Oyunda ışık vurması başarılı bir şekilde tasarlanmış. Özellikle araçlarla giderken arabanın arkasına çarpan güneş ışıklarını rahatlıkla görebiliyorsunuz. Aynı zamanda ağaçların ya da çalılıkların arasından sızan ışıkları görmek mümkün. Işık çarpması bu derece başarılıyken, gölgelendirmenin bu kadar başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim. Bilhassa ağaçların sonra arabaların gölgeleri oyuna tam anlamıyla yedirilememiş. Tüm bunlardan anlaşılıyor ki, Black Box’ın GPS sistemiyle ancak çözülebilen devasa haritası, sürekli aynı renklerin kullanılması ve boş tasarımlarıyla birçok noktada sınıfta kalıyor.
     

     
      Ah şu arabalar da olmasa…
     
     Need For Speed Undercover harika kızlarından sonra arabaları için oynanılmaya değer. Her Need For Speed oyununda olduğu gibi piyasadaki birçok canavarı kullanabiliyoruz. Oyunda tamı tamına 57 adet birbirinden güzel arabalar yer alıyor. Bunlardan Porsche serisi arabaları, Nissan 350z, GTR, Lamborghini, Lotus Elise ve Toyota Supra gibi arabalar başı çekiyor. Bölümler ilerleyip, suçluları saf dışı bıraktıkça yeni arabalar alçılıyor. Ancak maalesef arabaların performansları oyuna iyi bir şekilde aktarılamamış. GTR kullandığınız halde peşinizdeki polislerden kurtulmak çok saçma bir hale dönüşüyor. Polisler haddinden fazla peşinizde kalıyor ve size çabucak yetişiyorlar. Ayrıca geniş açılı kamerayla sıkı anlamda takibe aldım; peşimize düşen polisler çevredeki arabalara çok nadiren çarpıyorlar (hoş zaten ne kadar araba var ki) ve yolda neredeyse tekerlekleri dahi dönmeden hareket ediyorlar. Bu yönüyle de oyun saçma bir düzene giriş yapıyor. Buna ek olarak neden peşimize polisler takılıyor diye soracak olursanız, inanın bende anlamadım! Yazının başında da dediğim gibi senaryoda birçok ismi konulamayan ve kapatılamayan açıklar ve saçmalamalar var. Açıkçası zaten Pro Street’de belirlenen oyun adından ve kurulan senaryodan sonra, iyi bir senaryo beklemiyordum oyundan. Araç kullanımı bu şekildeyken araç tasarımları ortalamanın üzerinde. Carbon’da olduğu gibi cam gibi değiller ancak Most Wanted’daki kadar başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim. Ayrıca unutmadan, oyundaki modify seçenekleri oldukça yeterli düzeyde. Jant, kaput, renk, performans, turbo ve daha birçok ayarlamayı yapabiliyoruz. Ancak itiraf etmeliyim, Carbon’daki kadar özgür değilsiniz. Zaten Carbon’daki mofiy seçenekleri bir yerden sonra saçmalıyordu. Sonuç olarak; güncel araçların bulunması ve yeterli seviyedeki modifikasyon seçenekleriyle Undercover, bu konuda çok yüksek olmasa da, diğer özelliklerine göre iyi puan almayı hak ediyor.
     
      Mod’larıyla Undercover
     
     Undercover, diğer yarış oyunlarında görmeye alıştığımız mod’lardan farklı yeni mod’lar oyuna sunuyor. Ancak tabi ki, bu mod’lar yarış oyunlarında devrim yaratacak cinsten değil. Kayda değer mdo’lar arasında bir dakika modu ve rakibe yetişme modları oyunculuk seviyenizi yükseltmeye yarayacak türde. Bir dakika modunda, rakibi bir dakika içinde geçmeniz gerekiyor. Rakibe yetişme modunda ise belirli zaman ve yol aralıklarında rakibe yetişmeye çalışıyorsunuz. Diğer mod’larda ise polislerden kaçmak ve izinize kaybettirmek gibi çeşitlilikler var. Bu son iki modu arkadaşlarınızla oynamak oyunu tüm bu özelliklerine rağmen eğlenceli kılabiliyor. Zaten kolay ve basit oynanabilirliğe ve yapay zekasıyla oyunda tek kişili olarak pek fazla zaman harcayacağınızı düşünmüyorum. Bu yüzden oyunu çoklu olarak oynamak tek seçenek. Ancak bunun içinde oyunun kötü ötesi grafiklerine katlanabilmeniz gerek. Eğer gözüm kapalı araba sürerim diyorsanız çoklu olarak denemenizde fayda görüyorum. Genel olarak orta seviyelerdeki zorluk seviyesiyle önümüze çıkan Undercover oynayış olarak çok gerilerde. Şehrin hareketsiz olması, başarısız grafikler, atlanılan birçok nokta ve oyunun genelinde mevcut eksiklikler dolaysısıyla Undercover oynayış olarak geçer not alamıyor ve bu serinin hayal kırıklıkları başlığı altında güzel bir yere çakılıyor.
     

     
      Final Bölümü
     
     Sonuç ne olursa olsun, nedenini, nasıl olduğunu bilmeden bir anda kendimizi bu üç kelimenin ortasında buluyoruz. Bu seri oyunları son zamanlarda ne kadar kötü olsada bir şekilde bizleri içine çekiyor. Hatta oyunun çıktığı haftada aldığı bunca olumsuz yoruma rağmen satış listelerinde hala ilk üçe girebiliyor olması bunu kanıtlar nitelikte. Ama bunun da bir yere kadar gidip, orda tıkanıp kalacağı şüphesiz. Ayrıca EA Undercover başarısızlığından sonra Black Box stüdyosunu kapatarak en büyük cezayı çalışanlara verdi sanırım. 1000 kişiye yakın çalışan, sevilen bir isim ve harcanan onca parayla bu isim nasıl bu hale getirildi, gerçekten düşünmek gerek. Sonuç olarak belki firma değişikliğiyle Need For Speed kendine gelebilir ancak bunu yine zaman gösterecek. Şuan incelemesini yaptığım Undercover’sa bu markanın en başarısız oyunlarından biri olarak hafızamıza kazınıyor.

Red Alert 3

Command & Conquer: Red Alert 3
OYUN TÜRÜ
: Gerçek Zamanlı Strateji
YAPIMCI
: EA Los Angeles
DAĞITICI
: Electronic Arts
EDİTÖR

OYUNCU SAYISI
: Min: 1 Max: 6
ONLİNE DESTEĞİ
: VAR
RESMİ SİTESİ
ÇIKIŞ TARİHİ
: 31 Ekim 2008
: Belli Değil
: 14 Kasım 2008
: 31 Ekim 2008
     Sene 1997, kendime ait ilk Pentium bilgisayarımı alalı bir yıl olmuş anca (daha doğrusu babama aldıralı), sınıfta arkadaşların elinde dolaşan bir CD var, kapağı kırmızı, orak çekiç var, üzerinde de “Red Alert” yazıyor, o zamanlar en tepedeki “Command & Conquer” ibaresine dikkat etmiyorduk çünkü pek de anlamamıza el vermiyordu İngilizcemiz. İdeolojik ve merak unsurları ile arkadaşın elinden kapıp eve gidince girmiş oldum ben de Red Alert dünyasına. AoE’dan zevk alamamış birisi için ilaç gibiydi Red Alert, dahası imkansızı başarmamıza yol açmıştı o oyun. Daha internet evlere girmemişken karşılıklı oynuyorduk evlerimizden. Aynı haritayı açıp aynı kazanma koşulları ile oynuyorduk, ilk bitiren telefon açıp diğerine haber veriyordu. Sonradan karşılıklı oynamanın daha farklı bir şey olduğunu ve internet gerektirdiğini öğrendik, ama olsun biz öyle de zevk alıyorduk. Yıllar geçtikçe bir yandan ülke olarak sektörü daha bir kapsamlı öğrenmeye başladık bir yandan da bireysel olarak oyunlara git gide daha çok vakit ve nakit ayırır olduk.
     

     
     Sadece Red Alert ile sınırlı değilmiş seri meğerse, Tiberium serisi de varmış. Sonra genişleme paketleri ve ek görevler çıktı, sıkılmadan, bıkmadan oynadık durduk. Aradan 3 yıl geçti ve büyük bir sükse ile Red Alert 2 çıktı, ne çıkıştı ama, o ne güzel birliklerdi, ne güzel bir oynanış ve Amerika’yı işgal eden Sovyetler ile oynamanın verdiği o duygusal tatmin. Ardından bir ek paket çıktı ve Yuri’nin intikamının acı olduğunu kanıtladık. Derken Westwood EA tarafından satın alındı, önce Generals ile hayal kırıklığı yaşadık (tamam oyun güzeldi ama beklediğimiz şey o değildi), hoş o dönem strateji ve RPG dalında herkes bir karmaşa içindeydi, iki boyutlu izometrik taraftarları ve üç boyutlu taraftarları bir türlü anlaşamamaktaydı. Sonunda unuttuk, unuttuk dostlarım, Red Alert, USB flash disklerimizde, MP3 oynatıcılarımızda taşınan bir oyun oldu ama giderek unuttuk. Çünkü devir değişmişti, yeni nesil denen o iki kelime aklımıza girmişti, artık bugünün koşullarında bir Red Alert görmenin vakti gelmişti, dile kolay, sekiz sene oldu neredeyse Red Alert adını taşıyan yeni bir oyun çıkalı. Ama zaman kötüydü artık, Electronic Arts, Westwood’u kapatmıştı ve yeni Red Alert’in EA Los Angeles stüdyosu tarafından yapılacağını duyurmuştu. Tamam, EA LA aslında kapatılan Westwood ve Westwood Pacific stüdyolarının arda kalan çalışanlarını içeriyor, ama hepimiz asıl Westwood ekibinin çoktan bırakıp gittiğini biliyoruz. Ve sene oldu 2008, tam on bir yıl sonra tekrar aynı heyecanla oturdum üzerinde Command & Conquer: Red Alert 3 yazan oyunun başına…
     

     
     Öncelikle söylemeliyim, World of Warcraft’tan nefret ediyorum, özellikle de grafiklerinden ve çiğ, çizgi film stilinden, ve kendini ona benzetip satmaya çalışan oyunlardan da nefret ediyorum, yeni nesil grafik ve teknoloji çağında gidip yıllar öncesinin teknolojisine sahip bir oyunu taklit ederek pastadan pay kapmaya çalışan yapımcıları da kınıyorum. Bu tür grafik konseptleri ile karşıma çıkan hiçbir oyuna da acımam. Acımazdım. Ta ki Red Alert 3’ü görene kadar. Duygularım çok karışık, inanılmaz hem de. Bir türlü doğru dürüst bir karara ve yargıya varamıyorum. Elimden geleni yapacağım yine de.
     
     Red Alert daha ilk oyundan itibaren hafif fantastik bir senaryosu olan bir RTS idi. Hatırlayamayanlar için belirtelim, ilk oyunda Einstein zaman yolcuğunu icat edip geçmişe giderek Hitler’i ortadan kaldırıp tarihi değiştirmeyi deniyordu. Aslında hepsi yolunda gitmişti, sadece Almanya ortadan kalkınca Sovyetler dünya egemenliğine soyunmuştu o kadar. Dünya Sovyetler ve Müttefikler olarak ikiye ayrılmış ve bize de istediğimizi seçip savaşmak ve zafere ulaşmak kalmıştı. İlk oyun için alternatif İkinci Dünya Savaşı diyebiliriz, 1945 sonrasında geçmesi ve o dönemin tarzına sahip olması bunu ele veren öğelerdi. Sonra savaşa doymayan Sovyetlerin Romanov önderliğinde ve psişik Yuri yardımıyla ABD’ye saldırısını gördük, Yuri ayrıca kendini gösterip herkese meydan okudu zihin kontrolü yetenekleri ile. İkinci oyun ciddiyet konusunda ilkinden oldukça farklıydı. Zaman yolculuğu ve alternatif gelecek çok absürd şeyler değil ne de olsa, en azından çok daha absürd olabilecek şeyler var dünyada başka. Ancak üçüncü oyun ile hiç görmediğiniz bir Red Alert gelmiş.
     

     
     Sonik saldırılar yapan eğitimli yunuslar, dev mürekkep balıkları çok sırıtmıyordu, Yuri meselesi evet ilginç bir fikirdi, yine de hepsi ilk oyunun K9 köpekleri yanında fantastik kalıyordu. Electronic Arts Los Angeles stüdyosu önceki oyunlardaki absürdlüğü ve fantastikliği sıfıra indirmiş Red Alert 3 ile. Karşımızda zırhlı ayılar var paraşütle yere inen, dönüşebilen Japon mecha robotları etrafı darma duman ediyor, kısa etekli Japon liseli kızlar havada uçarak psişik güçlerini kullanıyor, Rushmore dağı ise aslında gizli bir askeri üs ve Abraham Lincoln’ün heykeli gözlerinden ölümcül lazer ışınları saçıyor. Ve evet zırhlı ayılar var. Ayı. Zırhlı. Pardon bir an kendimi kaybettim. Red Alert 3 herşeyden önce bayatlamış bir senaryo ile gelişiyor. Bu sefer Sovyetler bir zaman makinesi geliştirip geçmişe giderek Einstein’ı ortadan kaldırıyorlar. Einstein olmayınca Müttefik kuvvetlerin zayıflayıp Sovyetler Birliğinin dünyaya egemen olacağını düşünüyorlar. Ancak her defasında olduğu gibi bu sefer de işler biraz ters gidiyor ve Japonya, yani oyundaki adıyla Empire of the Rising Sun, Sovyetlere saldırıyor ilginç ordusu ile. Tabii bundan önce olması gereken Pearl Harbor baskınını Japonlar değil Amerikalılar yapıyor Hawaii’ye. Böylece de bir başka alternatif tarih senaryosu karşımıza çıkıyor. Bu sefer olabildiğince ciddiyetsiz, hatta geyik ve Turist Ömer Uzay Yolunda konsepti ile çıkıyor. Teknoloji çok daha çarpık ve abuk, karakterler bir o kadar abuk, senaryo zaten yok, açıkçası bu oyunu oynamama vesile olan iki şey var, Red Alert ile aramızda bulunan mazi ve oyunun gerçek zamanlı video ara sahneleri.
     

     
     İlk oyundan beri Red Alert animasyon yerine gerçek zamanlı videoları kullanmıştır. İlk başlarda bunun çok masum bir sebebi vardı, çünkü kaliteli animasyonlar yapmaktan daha ucuza geliyordu standart bir film gibi çekip koymak. Ancak sonradan bunun nasıl eğlenceli olduğunu ve fanların hoşuna gittiğini anlayınca yapımcılar tüm C&C oyunlarına bunlardan koymaya karar verdi. İkinci oyunda Tanya ve Liutenant Zofia oldukça ilgisini çekti erkek oyuncuların. EA de bunun suyunu çıkartmaya karar vermiş üçüncü oyunda. Daha önce haberlerde de iletmiştim, oldukça kalabalık ve (çoğunlukla) ikinci sınıf olmayan bir kadrosu var Red Alert 3’ün oyuncu açısından. Eski Playboy kapak kızlarından bayan kafes güreşçisine, dizi yıldızlarından deneyimli aktörlere, oyunu bir yana bırakıp ara sahnelerini izleyesim geliyor, oyun olarak değil de film olarak piyasaya çıksaydı çok başarılı bir B-Movie olurdu bundan hiç şüphem yok.
     
     Red Alert, Command & Conquer ana serisi altındaki en renkli oyun olmuştur her zaman için. Tiberium serisi daha ciddi ve bilim kurgusal takılırken, Generals tamamen gerçekçi gider. Ancak Red Alert’ın kendine has bir tonu olmuştur, steampunk, bilim kurgu, alternatif gelecek ne derseniz deyin asla tam karşılığını bulamazsınız. Zaman yolculuğu kullanarak uzay-zaman sürekliliğini bozmak sureti ile yaratılan saçma senaryolar ve onlara eşlik eden yapay ve bilinçli kötü oyunculuk taşan gerçek çekimler Red Alert denince akla gelenler ve bu oyunda öncekilerin yaklaşık beş katı yoğunlukta var hepsi.  Sonuç olarak elimizde üç “Campaign” bulunuyor, Müttefikler (Allies), Sovyetler Birliği (Soviet Union) ve aramıza yeni katılan “Empire of the Rising Sun”, yani bugüne kadar popüler medya ve ortamlarda geçen her türlü Japon ve uzak doğu klişesi ile ordusunu donatmış bir Japonya.
     

     
     Yukarıda bahsettiğim dönüşebilen mecha robotlar var, oldukça da büyükler, sonra herhangi bir şeye dönüşmeyen samuray robotlar var, ileri teknoloji kullanan Ninjalar, zırhlara bürünmüş mühendisler ve evet, etek giyen bir liseli Japon kız, Akira gibi mental güçlerini kullanıyor. Ancak diğer iki tarafın ordusunu görünce çok da garip kaçmıyor bunlar. Müttefikler ve Sovyetlerin de saçma birlikler ve komik teknolojiler alanında gösterecekleri var. Düşmanlarını böcek boyutuna küçülten helikopterler, smokinli ajanlar, zırhlı zeplinler ve taş gibi komando hatunlar. Red Alert için gerçek zamanlı strateji dendiğini hepiniz biliyorsunuzdur, ancak Red Alert 3 için yeni bir tür demek yanlış olmaz, hatun tabanlı strateji (hatun zamanlı strateji diyenler de var). Haliyle oyun içi ekran görüntüleri yerine çok daha fazla önem ve zaman (ve de para) harcandığı belli olan oyunun hatunlarına ağırlık veriyorum ben de incelememde. İstediğin bu değil miydi yoksa EA?
     
     Neyse efenim, oyunumuza dönelim artık. Red Alert 3, baştan sona tamamen co-op düşünülerek tasarlanmış tek oyunculu harekatlara sahip. Bu hem Red Alert için hem de RTS türü için bir ilk. Bütün görev ve senaryolar aslında öyle ya da böyle co-op oynanıyor. Tek başınıza internete bağlanmadan başka bir arkadaşınızı davet etmezseniz yapay zeka sizin yanınızda savaşıyor çünkü. Her iki durumda da siz kendi üssünüz ve askerleriniz ile ilgileniyorsunuz müttefikiniz de kendisininkiler ile. Eğer başka bir insan ile yan yana oynuyorsanız oyun içinde sesli sohbet ve harita üzerinde işaretler bırakma olanağınız var. Bilgisayarın atadığı bir müttefik ile oynuyorsanız (ki her bölümün başında bunun kim olacağını seçebilirsiniz) onlara çeşitli emirler verebiliyorsunuz, bir bölgeyi ele geçirmelerini veya belirli bir hedefe saldırmalarını söyleyebiliyorsunuz. Açıkçası oyunun en çok beğendiğim yönü bu olmuş. Hem normal co-op olarak hem de yapay zeka ile birlikte oynamak çok zevkli gerçekten, ve oldukça da işlevli. İşinizi kolaylaştırıyor, görevleri kısaltabiliyor, basitçe klasik bir RTS’de varolan güçlerinizi ikiye katlıyorsunuz. Tek sinir bozucu olan şey oyunun sürekli olarak online hizmete bağlanmaya çalışması ve her bölümün başında “co-op ister misiniz?” diye sorması. Bunlar için baştan bir seçenek olsa güzel olurdu (veya var ve ben görmedim, o zaman daha görünür bir yere koysunlar kardeşim).
     

     
     Red Alert 3’ün harita grafiklerini iki farklı bölümde incelememiz gerekiyor, kara ve deniz. Oyunda neredeyse artık kara, deniz ve hava kuvvetleri arasında bir fark kalmamış. Ünitelerin %70 kadarı amfibik, yani hem kara hem de suda gidiyor veya hem hava hem de karada gidiyor. Bu bir yandan çok daha geniş bir taktik ve stratejik plan seçeneği demek ama bir yandan da işin hiç esprisi kalmamış, fazla suyu çıkmış. Ki bu deyimi tam anlamıyla su ve deniz görsellerinde görmek mümkün. Evet, kabul ediyorum, deniz tasarımları, yüzeyler ve efektler, suyun derinlik detayı mükemmel olmuş, ama ya çok mükemmel olmuş ve kara bunun yanında sırıtıyor ya da karaya o kadar önem vermek akıllarına gelmemiş. Haritaların neredeyse hepsinde öyle ya da böyle bir su parçası var. Denizaltılar, yunuslar, uçak gemileri ve savaş gemileri gibi üniteler yapabiliyoruz her zamanki gibi. Ama dediğim gibi kara ve deniz savaşı arasındaki sınır çizgisi oldukça silik kalıyor. Gemiler bir taraflarından ayaklar çıkartıp karaya girebiliyor veya kuru zemine çıkıyor bir şekilde, bazı kara üniteleri de suya girebiliyor. Önceki C&C oyunlarında olmayan yeni bir boyut kazandırmış oyuna ancak bunu biraz abartmışlar. Hatta bir yanım şüphe içinde, acaba yapımcılar sırf şahane su efektlerini ve fizik motorunun deniz kısmını gösterip hava atmak için mi bu kadar çok abanmışlar diye.
     
     Red Alert 3 eğlenceli bir oyun ve eğlenceli olması için yapılmış, ancak önceki oyunların teknik kalitesine sahip değil. Ünitelerin yön bulma işi yine sıkıntılı olmuş, alakasız yerlere gidebiliyorlar, yönlendirdiğiniz yere gitmek yerine alakasız bir yerde takılıp kalıyorlar. Bunca yıldan sonra bu tür teknik alanlarda gelişme görmeyi umuyordum ama eski tas eski hamam. Animasyonlar da doğrusu pek iç açıcı değil. Amfibik ünitelerin ve su ile karanın tümleşik kullanımı grafik ve animasyon hataları ile yön bulma sorunlarını iyice köklemiş. Geçişlerde sorun yaşanıyor. Mesela sudan karaya geçen bir ünite bu geçişi tam zamanında yapamayabiliyor, karada yüzen üniteler görebiliyorsunuz. Oyunun grafiklerindeki renk seçimi de doğrusu rahatsız edici, en azından benim için. Oyunda ciddiyet yok ama grafikleri tasarlarken bari biraz ciddi olunsaydı. Ünite tasarımları fazla fantastik ve ütopik, Red Alert serisinin gerçek anlamda ilk bilim kurgu öğesi taşıyan oyunu bu zaten. İlk oyun ikinci dünya savaşı, ikinci oyun ise soğuk savaş temalıydı. Bu oyun ise günümüze yakın bir dönem, sadece biraz daha çarpık bir teknolojisi var ve nükleer enerji yok. Ünite tasarımlarında detaylar minimum düzeyde ve özellikle patlama animasyonları hiç iç açıcı değil. En çok sinir olduğum şey ise seçili ünitelerin etrafında beliren sarı çizgi, o kadar kalın, çirkin ve işlevsiz ki, resmen seçilen ünitelerin detaylarını ve dış yüzeylerini iyice kapatsın diye konmuş sanki. Kimileri oyunun cırlak renklerini oyunun geyik teması ile uyumlu bulabilir ama benim için bu devirde görülmemesi gereken düşük bir kalite sergilemekten öteye gidemiyor. Gerçekçilik ve ciddiyet farklı şeylerdir nihayetinde. Çizgi film tarzı grafikler ise git gide daha çok oyunda karşımıza çıkıyor inatla.
     

     
     Bunların dışında oyunun strateji formülü önceki C&C oyunlarındaki ile neredeyse aynı. İlk oyundan bir önceki oyuna kadar Command & Conquer açısından değişen çok da bir şey olmadı zaten. Hatta açıkçası Red Alert 3 için serinin yeni oyunu demek pek gelmiyor içimden. Daha çok Red Alert 2’nin yeniden yapımı olmuş. Konsept, kıyafetler hatta müzikler bile neredeyse aynı, sadece güncellenmiş biraz. Hell March’ın yeni haline bir şey demiyorum tabii, her daim onu duymaya hazırım. Oynanışa dönelim. Ekonomi kısmı biraz daha hafifletilmiş ancak sanmayın ki rahatsınız. Red Alert 3’te de diğerlerinde olduğu gibi kaynak peşinde koşacaksınız mütemadiyen ve asla yetmeyecek. Formül belli, deli gibi kaynak topla, bir sürü bina yap, bunların bazılarında çeşitli araştırmalar yap ve ordular, donanmalar ve hava filoları üret. Harekat bölümlerinde her zamanki alışılagelmiş ilerleme hissi var, ilk başlarda elinizde ünite ve bina türlerinin sayısı oldukça az, bölümleri geçtikçe yavaş yavaş diğerleri açılıyor ve kullanımınıza giriyor. Anca son göreve geldiğinizde elinizde tüm binalar, silah, teknoloji ve üniteler açık oluyor. Bununla birlikte bazı görevlerin tasarımı sizin oyunu kendiniz için ve kendi istediğiniz şekilde değil de o bölümü kim tasarladıysa onun istediği gibi oynuyorsunuz hissi veriyor. Klasik Red Alert doğrusallığı burada da aynen mevcut. Bir de kamera yakınlığı Red Alert 2 ile neredeyse aynı, yakınlaştırma ve uzaklaştırma var ama çok kısıtlı, bir iki milim yakınlaşıp uzaklaşabiliyor, haliyle ünite ve binaların detaylarını pek göremiyoruz. Günümüz strateji oyunlarını düşününce bu oldukça geri kalıyor teknoloji olarak açıkçası.
     

     
     Çok oyunculu ve Skirmish modları her zamanki gibi eğlenceli ve insafsız (başından kalkmak zor oluyor her iki taraf için de), hatta ekonominin daha kolay idare edilebilir ve dengeli hale getirilmesi ile Skirmish artık daha hızlı ve şiddetli.  Red Alert ustalarının klasik taktiklerinden birisidir, oyunun başında Ore Refinery yaptıktan sonra hem birden fazla kaynak toplama kamyonu yapar hem de birden fazla Refinery yapıp kaynak, yani para toplama işini hızlandırırlar. Red Alert 3 buna izin vermiyor. Kaynaklar etrafa dağılmış patates tarlası şeklinde değil, onun yerine tek bir kaynak yatağı bulunuyor ve bir kaynak yatağına da sadece bir tane Refinery yapabiliyoruz ve onu da sadece bir kamyon kullanabiliyor. Rush sever Red Alert oyuncuları bu oyunda daha farklı taktikler geliştirip kullanmak zorunda. Oyunda kaynak ve güç dengesizliğini önlüyor bu elbette ama rakibinizin dengesini bozup ilk saldırıyı yapabilmek için yine de uğraşmanız gerekecek.
     
     Üç taraf arasındaki denge iyi oturtulmuş, zaten ünitelerin bir kısmı ortak özelliklere sahip. Red Alert 3’ün en devrimsel yanı ünitelerin birincil saldırı yetenekleri yanında birer de ikincil özelliğe sahip olmaları. Sonu “craft” ile biten oyunlardan hatırlayacağınız üzere ünitelerin belirli ve sınırlı sayıda kullanabilecekleri bu ikincil özellikler oyuna hem renk getirmiş, hem de taktik açıdan oyunu güçlendirmiş aynı zamanda da oyundaki mikro yönetim unsurlarını arttırmış. Üç tarafın savaşta odaklandıkları ve güçlü oldukları yönler var. Mesela Ruslar için olay mobilite, her an her yerden çıkabiliyorlar, Bullfrog savaş araçları ile piyade üniteleri bulundukları yerden öteye, aradaki engelleri aşmak için fırlatabiliyorsunuz (nehirlerden, tepelerden veya duvarlardan). Sickle denen araçlar ise hem amfibik hem de belirli bir mesafeyi zıplayarak aşabiliyorlar. Sovyet helikopteri Twinblade ise hemen hemen tüm araçları kaldırıp taşıyabiliyor. Ruslar kısaca her an her yerde düsturu ile savaşıyor.
     

     
     Japonlar ise daha çok sürpriz öğesini kullanmayı seviyorlar ve ateş gücü ile birlikte samuray kılıçlarına da güveniyorlar. Piyade ünitelerinin neredeyse hepsinde kılıç var, ve düşmana arkadan yaklaşıp tek darbede indirebiliyorlar kılıçlar ile. Senaryo harekatını oynarken ilk başlarda uçaksavar ve deniz tabanlı hava savunması açısından en zayıf olan taraf Japonlar, ama bu sonradan aşılan bir sorun. Dev robot ise dayanıklı ve güçlü bir ünite, düşmanların üzerine koşup onları ezip dağıtmayı seviyor. Müttefikler ise daha çok ateş gücü ve teknolojiye abanmış. Deniz kuvveti ve hava saldırı kuvveti en güçlü olan taraf Müttefikler. Einstein’ın yokluğu Allied güçlerini teknolojiden yoksun kılmamış. Düşmanları donduran veya kibrit kutusu boyuna ufaltan helikopterleri kesinlikle favorim.
     
     Oyunun sunumundan bahsedecek olursak gerçek zamanlı video aktörleri oldukça eğlenmişler çekimleri yaparken, bunu söyleyebiliriz kesinlikle. Hatun tabanlı strateji olarak elbette bol miktarda fetiş üniforma ve gereğinden fazla et göreceksiniz. Bir yerden sonra alışıyor insan. Oyunun müzikleri oyun hakkında en çok sevdiğim şey oldu açıkçası. Öncelikle müzikler için Red Alert ile eş anlamlı hale gelmiş olan Hell March’ın bestecisi Frank Klepacki ile anlaşmış EA, eski şarkıların yenilenmiş halleri ile birlikte bol miktarda gaz şarkı barındırıyor oyun. Bol bol gitar, “distortion” ve davul mevcut. Votka ve Sovyet ayısı temalı Rus marşı ise anlatılmaz yaşanır bir şey.
     

     
     Red Alert 3, gerçek zamanlı stratejiyi alıp kafasına göre çevirerek ve bol bol sulandırarak önünüze koyan bir oyun. Eğlenceli ama kaliteli değil. Önceki oyunlardan ve genel olarak C&C serisinden pek farklı değil oynanış ve strateji açısından, haliyle eski bir seriyi tekrar hayata geçirme konusunda başarılı. Doğrusu iyi veya kötü bir şey diyemiyorum, çünkü oyun öyle fazla bir değişiklik getirmiyor Red Alert 2’ye, haliyle sevdiğim bir oyun bozulmamış olduğu için seviniyorum, ama bir yandan da kalitenin düşük olması ve işlerin biraz çığrından çıkıp abartılmış olması beni üzenlerden. Fikirlerim her an değişkenlik gösteriyor ama en baskın olanı her ne olursa olsun bu bir Red Alert ve gidip oynamalısın diyor. Hem grafiklerin çok üst kalitede olmaması bir yandan iyi olmuş, düşük sistemlerde de rahatlıkla çalışabiliyor. Ama daha fazlasını isteyenler, yani hem kalite, hem gelişmiş grafikler hem de daha ciddi bir RTS anlayışı isteyenler başka oyunlara baksın, Red Alert 3 onlara göre değil çünkü.

Fifa 2009

Fifa 2009 Fifa 2008Fifa 2009 ile fifa fırtınası devam ediyor. Fifa 2008 oyunu indirime açılmasıyla beraber fifa 2007 oynayan parmaklar daha bi kıpraşmaya başladı ve Fifa 2009 indirilmeye başlandı. Fifa 09 daha önceki fifa 07 ve alt sürümlere göre bariz grafik üstünlükleri taşıyor fakat oyun yapısında köklü bir değişiklik te yapılmış diyemeyeceğiz. Herşeye rağmen herşeyin en güzeli en yenisidir. Fifa 2008'in ücretsiz olan demo versiyonunu sitemizden bedava indirebilirsiniz.

Oyunun resmi adı: Fifa 2008 ( Fifa 08)

Fifa 2009 ( Fifa 09) oyununun boyutu: ~ MB

Fifa 2009 ( Fifa 09) oyununun sürümü: Tanıtım sürümü

Ücret: Bedava, istenirse oyun üzerinden tam sürümü ücreti eklenerek full sürümü alınabilir.

Oyunu indir

Fifa 2008 ( Fifa 09) oyunun yaklaşık olarak indirme süresi:
ADSL: ~ dakika
Dial-up: ~ saat ~ dakika

Oyun indirme konusundaki tavsiyeler:
Bağlantı hızınıza yada sabitliliğine güvenmiyorsanız flashget türünde indirme yardımcıları kullanınız.

Fifa 2008 ( Fifa 08) oyununu hangi işletim sistemleri destekliyor?
Windows 98/98SE/2000/Me/2003/XP/NT 4.0

Fifa 2008 ( Fifa 08) oyununu kurmak için ne kadar boş alan gerekli?
Bilgisayarınızın oyunu kuracağınız sürücüsünde ~ MB kadar boş alanınız olmalıdır.

GTA 2

 GTA 2GTA 2 oyunu GTA serisinin büyük sükse yapan ilk GTA oyununun ardından piyasaya sürüldüğünde ilk bakışta sıradan bir ilk beğeninin ticari getirisini süpürme taktiği olarak piyasaya sürülen 2. seri oyunlar gibi görülse de GTA 2, GTA serisinin devamını sağlayan ve birinci GTA'yi gölgeleyen sürümdür. GTA Vice City'in indirime açılmasıyla ve sonrasında GTA San Andreas'ın indirime açılmasıyla hatta GTA 4'ün adının duyurulmasıyla geri plana atılsa da mutlaka denenmesi gereken bu oyunun demo veriyorununu sitemizden bedava indirebilirsiniz.

Oyunun resmi adı: GTA 2

GTA 2 (GTA Vice City ve GTA San Andreas öncesi sürüm) oyununun boyutu: ~ MB

GTA 2 (GTA Vice City, GTA San Andreas ve GTA 4 öncesi sürüm) oyununun sürümü: Tanıtım sürümü

Ücret: Bedava, istenirse oyun üzerinden tam sürümü ücreti eklenerek full sürümü alınabilir.

Oyunu indir

GTA 2 (GTA Vice City, GTA San Andreas ve GTA 4 öncesi sürüm) oyunun yaklaşık olarak indirme süresi:
ADSL: ~ dakika
Dial-up: ~ saat ~ dakika

Oyun indirme konusundaki tavsiyeler:
Bağlantı hızınıza yada sabitliliğine güvenmiyorsanız flashget türünde indirme yardımcıları kullanınız.

GTA 2 (GTA Vice City ve GTA San Andreas öncesi sürüm) oyununu hangi işletim sistemleri destekliyor?
Windows 98/98SE/2000/Me/2003/XP/NT 4.0

GTA 2 (GTA Vice City ve GTA San Andreas öncesi sürüm) oyununu kurmak için ne kadar boş alan gerekli?
Bilgisayarınızın oyunu kuracağınız sürücüsünde ~ MB kadar boş alanınız olmalıdır.

Diablo 2

Diablo 2 Diablo 2 oyunu oldukça eski bir bilgisayar strateji oyunu olan Diablo oyunun çok gecikmiş bir yeni versiyonu olma özelliği taşıyor. Normal şartlarda dünyada bu kadar tutulan bir oyunun 1 sene sonra üst sürümü çıkarılırdı. Ama Diablo yapımcılarında bu ticari kaygıyı göremedik. Bu da bizi Diablo 2 de oldukça ümitlenidiriyor. Diablo 2 nin bedava indirime açılan denem sürümünü indirebilirsiniz.

Oyunun resmi adı: Diablo 2

Diablo 2 oyununun boyutu: ~ MB

Diablo 2 oyununun sürümü: Tanıtım sürümü

Ücret: Bedava, istenirse oyun üzerinden tam sürümü ücreti eklenerek full sürümü alınabilir.

Oyunu indir

Diablo 2 oyunun yaklaşık olarak indirme süresi:
ADSL: ~ dakika
Dial-up: ~ saat ~ dakika

Oyun indirme konusundaki tavsiyeler:
Bağlantı hızınıza yada sabitliliğine güvenmiyorsanız flashget türünde indirme yardımcıları kullanınız.

Diablo 2 oyununu hangi işletim sistemleri destekliyor?
Windows 98/98SE/2000/Me/2003/XP/NT 4.0

Diablo 2 oyununu kurmak için ne kadar boş alan gerekli?
Bilgisayarınızın oyunu kuracağınız sürücüsünde ~ MB kadar boş alanınız olmalıdır.

Battlefield 2

Battlefield 2 Battlefield 2 oyunu oldukça güzel bir savaş oyunudur. Battlefield 2 oyunun tanıtım amaçlı oalrak yayınlanan bedava demosunu sitemizden ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Battlefield 2 savaş oyununda tanklarımızla müthiş bir çatışmanın içine katılabiliyoruz.

Oyunun resmi adı: Battlefield 2

Battlefield 2 oyununun boyutu: ~ MB

Battlefield 2 oyununun sürümü: Tanıtım sürümü

Ücret: Bedava, istenirse oyun üzerinden tam sürümü ücreti eklenerek full sürümü alınabilir.

Oyunu indir

Battlefield 2 oyunun yaklaşık olarak indirme süresi:
ADSL: ~ dakika
Dial-up: ~ saat ~ dakika

Oyun indirme konusundaki tavsiyeler:
Bağlantı hızınıza yada sabitliliğine güvenmiyorsanız flashget türünde indirme yardımcıları kullanınız.

Battlefield 2 oyununu hangi işletim sistemleri destekliyor?
Windows 98/98SE/2000/Me/2003/XP/NT 4.0

Battlefield 2 oyununu kurmak için ne kadar boş alan gerekli?
Bilgisayarınızın oyunu kuracağınız sürücüsünde ~ MB kadar boş alanınız olmalıdır.

Call of Duty 4

 Call of Duty 4Call of Duty 4 Modern Warfare sonunda indirime açıldı. Call of Duty serisi 2. dünya savaşı ile başlayıp modern savaşlarımıza doğru ilerlemeye devam ediyor. Call of Duty 4 Modern Warfare nin bedava downloada sunulmuş tanıtım sürümünü sitemizden üyeliksiz ve ücretsiz indirebiliyorsunuz. Call of Duty 4 Modern Warfare indirerek savaşı iliklerinize kadar yaşayın...

Oyunun resmi adı: Call of Duty 4 Modern Warfare

Call of Duty 4 Modern Warfare oyununun boyutu: ~ MB

Call of Duty 4 Modern Warfare oyununun sürümü: Tanıtım sürümü

Ücret: Bedava, istenirse oyun üzerinden tam sürümü ücreti eklenerek full sürümü alınabilir.

Oyunu indir

Call of Duty 4 Modern Warfare oyunun yaklaşık olarak indirme süresi:
ADSL: ~ dakika
Dial-up: ~ saat ~ dakika

Oyun indirme konusundaki tavsiyeler:
Bağlantı hızınıza yada sabitliliğine güvenmiyorsanız flashget türünde indirme yardımcıları kullanınız.

Call of Duty 4 Modern Warfare oyununu hangi işletim sistemleri destekliyor?
Windows 98/98SE/2000/Me/2003/XP/NT 4.0

Call of Duty 4 Modern Warfare oyununu kurmak için ne kadar boş alan gerekli?
Bilgisayarınızın oyunu kuracağınız sürücüsünde ~ MB kadar boş alanınız olmalıdır.

bilgisayar oyunu indirmek için pc oyunu indirmek lazım ki oyunu indirmeden oynamak rapidshareden oyunu indirmekle hiç olmaz.bu yuzden aksiyoun oyunu indir rpg oyunu indir fps oyunu indir oyun indirmekle alakası yok bedava oyun indirmek cok basittir bunun gibi siteleri takip etmekten gecer.bedava oyun indirmek için bedava oyun sitelerini her gun incelemek sarttır.En güzeli de demo oyun indir değilde full oyun indir mekten gecer.Bazı kişiler kücük oyun indirir veya kucuk oyun indirir veya flash oyun indirir cep oyun indir indir oyun online oyun indir ücretsiz oyun indir free oyun indir
 

www.sitemerkezi.net